CEDAW 7. ülke raporu toplantı
tutanakları
Merhaba,
CEDAW 7. Dönemsel Ülke Raporu Hazırlık Toplantısında gün boyunca süren beş
paralel çalıştaydan şiddet konulu çalıştaya katıldım ve STK raportörlüğünü Genç
Hayat Vakfı'ndan Sezen Engiz ile ben birlikte üstlendik. Hazırladığımız rapor
ektedir. Belirteyim ki 18 yaşın altında evliliğe izin veren düzenlemenin
kaldırılması önerim benim ısrarlarımla ve yoğun tartışmaların ardından resmi
rapordaki önerilere girdi. Başlıklar halinde yazılan önerilerin bize moderatör Pınar
İlkkaracan ve resmi raportörler tarafından daha sonra iletilmesini umuyorum.
Yrd. Doç. Dr. Özge Yücel (KAHDEM)
Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Medeni Hukuk Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
TOPLANTI TUTANAKLARI:
CEDAW 7. DÖNEMSEL ÜLKE RAPORU HAZIRLIK TOPLANTISI
16.12.2013 – Bilkent Otel Konferans Merkezi
STK Raportörleri: Sezen Engiz (Genç Hayat Vakfı)
Yrd. Doç. Dr. Özge Yücel (KAHDEM)
Şiddet çalıştayı Pınar İlkkaracan moderatörlüğünde yapılmıştır. Çalıştaya
STK’lar yanında Adalet Bakanlığı’ndan, Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, Çankaya
Belediyesi’nden, üniversitelerden, RTÜK’ten, KSGM’den temsilciler katılmıştır.
Öncelikle durum tespiti yapılması kararlaştırıldı, daha sonra ise alt başlıklar
belirlenerek rapora eklenmesi önerilen hususlar kararlaştırıldı.
Özge Yücel (KAHDEM): Rapora genel olarak baktığımda yapılanların rapora
yazıldığını, ancak yapılamayanların yazılmadığını gördüm. 18 yaş altındaki
evliliklerin hâlâ yasal olduğuna dikkat çekmek istiyorum, bu evliliklere izin
veren düzenlemenin kaldırılması bir hedef olarak belirlenmelidir. Ayrıca
mahkeme kararlarında aldatmanın hâlâ kadın cinayetlerinde haksız tahrik
indirimini sağlaması sözleşmeye aykırıdır.
 |
ZEREN ÜNAL Türk Kadınlar Konseyi Ankara Şube Başkanı |
Zeren Ünal
(Ankara Türk Kadınlar
Konseyi Başkanı): Üniversitelilerin evlenmesine ödül (maddi yardım) verilmesi bu
toplantılarla çelişiyor diye düşünüyorum.
Ezgi Koman (Gündem Çocuk): Çocukların, gençlerin ağır işte
çalıştırılmasının önünü açıyor yapılan yasal değişiklik. (Kadınlar ve gençlerin
çalıştırılması olarak, yasal olarak yapılan eşitleyici bir düzenleme, aslında
ağır işlerde çalışabilir olmanın yasallaşmasıyla, çocuk haklarına uygun olmayan
ve çelişen bir düzenleme oluyor. Böylece iş cinayetlerinin yolunu açıyor.) Yatılı
ilköğretim bölge okulları kız çocuklarının şiddete sıkça maruz kaldığı bir yer,
bu olguya işaret edilmelidir.
Nükhet Erbaylar (HÜKSAM): 19 no.lu tavsiye kararı şiddet konusunda
önerilerde bulunuyor. Ek protokol göz önüne alınarak bununla iligli yapılanların
ayrıca belirtilmesi gerekir. Şiddet raporda bölük pörçük ele alınmış, oysaki
ayrı bir başlık altında ele alınmalıydı. Cinsel taciz ve istismar ile ilgili
bir şey yok raporda. Enseste dair bir şey yapılamadığı yazılmalı rapora. Kadın
sağlığıyla ilgili ciddi sorunlar bulunuyor. Kondom dağıtımının durdurulduğu
söylendi. Kadın sağlığı, aile ve çocuk sağlığı merkezleri artık işlevsel değil.
Münire Dağ (AKDAM): 2010’dan bu yana değişiklik yok. Haksız tahrik
indirimi devam ediyor, çocuk gelinler artıyor. Kız-erkek ayrı eğitimden söz
ediliyor, kürtaj yok gibi. Yani iyileştirme yok, artış var.
Gülriz Uygur (Ankara Ü. Ev İçi Şiddet Birimi): Şiddet toplumsal cinsiyet
eşitsizliğinden kaynaklı ve yeniden üretiliyor. Medyanın rolü var. Cinsiyet
rolleri ve kalıplaşmış değer yargılarının giderek arttığı bir dönemde kürtaj
hakkı konusunda yasal değişiklik yok ama yapılan açıklamalar karşısında hastane
personeli tutum değiştirdi. Kızlı erkekli evler diyerek açıklamalar yapıldı,
yasal değişiklik yok ama yapılan açıklamalar zaten muhafazakar yapısı olan
toplumda gençler ve aileler üzerinde baskı oluşturdu. Şiddetin önlenmesi
kanununa göre alınan tedbirler uygulanamıyor. Eğitimler yetersiz, aile
hâkimlerine kanun maddesi değil bunların nasıl yorumlanacağı öğretilmeli. Polis
nasıl tedbir kararı verileceğini bilmiyor, kendini yasada yetki tanındığı halde
yetkisiz görüyor. Evden uzaklaştırma tedbiri durum bilinmeden verildiği zaman
sorunlara yol açıyor. İşyerinin değiştirilmesi tedbiri de yine ezbere
veriliyor. Karar veriliyor ama pratikte geri dönüş yok.
Canan Arın (Mor Çatı): Sözleşmeler uygulama amacı olmadan imzalanıyor, ben
yaptım oldu deniyor. ŞÖNİM’ler bir felaket. Türkiye giderek dini temellere
dayanan bir devlet oluyor. ŞÖNİM’lerde psikologlar yerine vaizeler bulunuyor.
Türk Medeni Kanunu fiilen değiştiriliyor. Cuma hutbesinde sebepsiz boşanan
kadınların cennete gitmeyeceği söylendi. “Sebep” kime göre doğru, kime göre
yanlış… İstanbul Sözleşmesinin devletlere yüklediği yükümlülüklerden biri
olarak kadınları koruma görevini yerine getiremediği için tazminat ödemesi
gerekiyor, bu zamana dek kaç kadına tazminat ödenmiştir? Şiddetle ilgili özel
mahkeme kurulması gerek, ihtisaslaşmış hâkimlere ihtiyaç var. Şiddetle ilgili
şu kadar yargıcı, savcıyı, polisi eğittik deniyor. Önemli olan eğitmek değil,
sürdürülebilir olması. Eğitim verildi denilebilir ama eğittik denemez.
Raporlara afaki şeyler yazmanın manası yok. Raporda yapıldığı belirtilen
seminerlerin nasıl bir yararı olmuştur? Hâkimlerden alınan görüşler nelerdir,
kadınlara ne yararı olmuştur? Rapora somut şeyler yazılmalı diye düşünüyorum.
Neşe Hacısalihoğlu (Aile İçi Şiddete Son Kampanyası, Hürriyet ve Haklı
Kadın Platformu): Vakanın baştan sona takibinde, devletin denetiminin
olmadığını görüyoruz. Şiddet takip edilmiyor. Kurumlar arasında iletişimsizlik,
kopukluk, yorum farkı var. Denetim yok, sistem yok. Yapılmış gibi görünen
uygulamalar var, fakat içlerinin boş olduğu görülüyor. 2-3 kişiyle tek kapı
sistemi yürütülemez. ŞÖNİM’lerin yönetmeliğinde travma görmüş insanlarla
görüşme yapacak insanlar var. Travma görmüş kadınlarla görüşme yapacak
elemanlar öğretmen ve aile tüketici bilimleri mezunları olarak öngörülmüş
yönetmelikte. Fakat kim bu insanlar? Ne yaptıkları bilinmiyor.
Elçin Hanım: Kadın-erkek eşitliği konusunda bütüncül bir politik model
izlemekten çok uzak olduğu anlaşılıyor bakanlığın rapordan. Bakanlığın algı
problemi var. Devletin resmi diliyle yazılacak bu rapor. Gölge raporda daha iyi
ifade edileceğini düşünüyorum. Onca önleme rağmen ceza indirimi nedeniyle
amacına ulaşamıyor. Trans cinayeti ve LGBTT’ye yönelik nefret cinayetleri de
yansımalı rapora.
Süheyla Öksüz (RTÜK): 2011’de RTÜK yasasına toplumsal cinsiyet eşitliğine
ilişkin yeni düzenlemeler getirildi. Fakat yayından sonra müdahale yetkimiz
olduğundan yayından sonra mahkeme kararı bir şey ifade etmiyor. Kadının mutfağa
girmesi gerek, kadın bakış açısıyla yayın yapılmalı. Eşit işe eşit ücret
alamıyor kadın gazeteciler. Yönetim kadrosunda kadının adı yok. Kadın
gazeteciler bir yere gelebilmek için çok daha yoğun mücadele veriyorlar.
Şiddetin medyada önlenmesi için kadının bakış açısıyla hebercilik olamlı; bu
konuda bir madde konmalı rapora. Cinayet haberi yapılıyor, 10 gün sonra
cinayeti işleyen kişinin tahliyesini görüyoruz.
Münire Dağ (AKDAM): ŞÖNİM içeriklerinin yeterli olmaması.
Nazan Eroğlu (Mor Çatı): ŞÖNİM’lerin eleştirileri kabul etmeyen bir yönü
var. Alanda çalışanlara sormadan kurdular ŞÖNİM’leri, sosyal politikada
yerleşmiş olan sosyal hizmet birimlerini lağvettiler. Çok sıkıntılı bir kurum
ve yapılaşma olduğu görülüyor ŞÖNİM’lerin. Kadın örgütleri misafir gibi
görülüyor toplantılarda. Dinlemek ve duymak istemiyorlar aktardığımız
deneyimleri. Raporumuz var ŞÖNİM’lerle ilgili. Alanda çalışmamış kişiler
istihdam ediliyor. Taşeron sistemle ve ihaleyle çalıştırma söz konusu, dehşet
verici bir şey… Kadın konukevi lafı da sıkıntılı, sığınaktır onun adı, sığınma
evi de değil.
Zeynep Göknil Şanal (KSGM): ŞÖNİM’leri yumurtlamadık, STK’larla birlikte
tasarladık. 300.000 kişi kadro istedik, sadece 350 kişi verildi. Taşeron
sistemi, üzgünüm, devlet böyle işliyor. Pilot uygulama bu, kervanı yolda
düzüyoruz. Uygulamadaki aksaklıklardan öğrenerek düzelteceğiz. Karşılıklı saygı
olmalı ve birlikte çalışılması gerekiyor.
Pınar İlkkaracan: Yasa yapımında, sığınaklarda çalıştım, il kadın
merkezlerinin adliye içinde olması çok sakıncalı. Biz Berlin modelini
oluşturduk, bu modeli anlattığımızda bunu Türkleştirme çabası oldu. Bu
uluslararası bir modeldir. Adliyenin içinde olmasını bırakın, adı bile
yazılmamalıdır. Şiddet konusunda başvuru yapan kadınlar öldürülüyor çünkü.
ŞÖNİM’lerde Yerel koordinasyonun sağlanması gerekiyor. o ildeki tüm kurumların
en az 1-2 yıl birlikte çalışması ve o yere özgü model ortaya çıkarması
gerekirdi, tepeden inme oldu. Yerel kurul oluşturulabilseydi denetimi de o
kurul yapacaktı. Çünkü yereldeki insanlar asıl sorunu biliyor.
Nilgün Hekimbaşı (Engelli Kadınlar Derneği): Engelli kadınlara yönelik
ayrımcılık yapılmış. Engelli kadınlar davet edilmemiş, tamamen hikaye
anlatılmış. Yapılan, gerçekleştirilen bazı olumlu işler engelli erişimine uygun
değil, bu konuda politika yok.
Nazan Eroğlu (Mor Çatı): ŞÖNİM konusunun hassasiyeti, alınganlık ve
savunma... ŞÖNİM'lerin bu zihniyet ve yaklaşımla çalışmasına karşıyız. Engelli
kadınlar için de ulaşılabilir değil. Engelli kadınlarla çalışıyoruz biz,
sığınağa alıyoruz. 12 yaş ve üstü erkek çocuğu olan kadını sığınağa almıyor, ev
tahsisi de yapılmıyor. Bu kabul edilemez. Bununla ilgili yapılandırma yok.
Sezen Engiz (Genç Hayat): Raporda toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle
bağlantı bir şiddet algısının kurulmadığı görülüyor. Gençlerle çalışılması
gerekiyor ve hatta erkek çocuklarla çalışılmalı. Bir projemizden örnek vermek
istiyorum, Nevşehir ve Konya’da kız yurtlarında kalan gençlerle çalıştık ve onlar
kendileri dedi bize, sadece bizlerle çalışmanız yetmez; erkeklerle de çalışın.
Rapor sürekli şiddetin fiziksel haline işaret ediyor, sözlü, sanat şiddet ve
mobbing yok sayılıyor. Şiddet alt başlıklara ayrılmalı. Çünü sözel şiddetin bir
sonraki aşaması da fiziksel şiddet. Bunu gözden kaçırmamalıyız.
Ezgi Koman (Gündem Çocuk): 183’e ihbarda bulununca ayrıntılı kimlik
bilgilerinin istenmesi ihbarı zorlaştırıyor. Komşu ihbar edemiyor bu yüzden
örneğin. Çocuğa yönelik cinsel şiddete ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi
2012’de Türkiye tarafından onaylandı. 5 çocuktan birinin cinsel tacize maruz
kalması söz konusu. Bazı sözleşmeler hâlâ onaylanmadı. Tutuklu kadınların
durumu rapora yansımamış. Oradaki şiddete de değinilmeli.
Münire Dağ (AKDAM): Merkezden çok uzakta ŞÖNİM’ler. ŞÖNİM’lere gitmek,
karakola gitmekten daha zor.
Canan Arın (Mor Çatı): Kadına yönelik olarak erkek, bir şiddettir. En
vahim olaylardan biri, hükümet adına polisin uyguladığı vahşettir. Gezi
olaylarında polis kadınlara ciddi bir şiddet uygulamıştır. Genel olarak polisin
eğitilmesi gerekiyor. İnsna öldürme ve tecavüzün durdurulması gerekiyor.
Nükhet Erbaylar (HÜKSAM): Üreme ve cinsellik ayrı ayrı ele alınmalı.
Üremeye ilişkin sağlık hizmeti almaya yönelik baskı söz konusu, üreme baskısı
var. Sezaryen konusunda kısıtlayıcı hükümler getirildi, doğurmaya ikna etme
çabası söz konusu, en az üç çocuk baskısı yapılıyor. Kadının bedeni üzerinde
üreme endeksli bir baskı var. Doğum sonrasında anne babaya takas edilemez
biçimde eşit izin verilmesi gerek. Eşit anne babalık için gerekli bu. 19 no.lu
tavsiye kararına göre kürtajın yasal olduğu ülkelerde yasal olmayan yöntemlere
başvurulmasını devletler engellemelidir.
Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı: Sosyal çalışma görevlilerine
eğitim vermeye devam ediyoruz, eğitim şeklinde değil, konferanslar şeklinde.
Hakimler, savcılara yönelik olarak; akademisyen ve stk’lardan oluşan ekiplerce
eğitimler düzenleniyor ve sonunda da raporlama yapılıyor. Katipler için sürekli
eğitim veriliyor farkındalığı artırmak için. KSGM’ye işbirliği teklif ettik.
778 zabıt katibine eğitim verildi bugüne kadar. Kurumlar arası işbirliğine
yönelik eğitimler veriliyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü Aile İçi Şiddetle Mücadele Şube Müdürlüğü: Burada
sadece CEDAW’ı mı yoksa her konuyu mu tartışacağız? Gezi üzerinden neden gündem
yapılıyor? Yargıya taşınan konuları burada değerlendirmemek gerekiyor.
Pınar İlkkaracan: Devlet ve kamu görevlilerinin şiddeti, CEDAW’da ve
tavsiye kararlarında olduğu halde raporda yok.
Sevanur Dilberoğlu (Bilka – Kadın Araştırma Merkezi): Psikolojik destek ve
istihdam çok az, geçici yardımdan sonra kadınların sömürüldüğü, başıboş bir
durumda etkilere açık kaldığı görülüyor. Ailelere zorunlu seminerler verilmesi
gerektiğini düşünüyorum.
Münire Dağ (AKDAM): Sosyal hizmet merkezleri neden kapandı?
Neşe Hacısalihoğlu (Hürriyet ve Haklı Kadın Platformu): Kadını yönlendiren
bir yer yok. Psikolojik destek çok az. Şuan ŞÖNİM’ler var ama aslında yok. Her
yerden baskı görüyorlar, yukarıdan “yap” baskısı; STK’lardan “yapamıyorsunuz”
baskısı. Pilot çalışmaysa neden 14 ilde yapılıyor? Tek ilde tüm kadroyla tüm
olanaklar kullanılarak örnek model çıkarılmalıydı. Uygulamada ev tahsisi vs.
yapılmıyor. Fiziki yapının değişmesi gerekiyor. Aksi takdirde karşılıklı
savunma ortaya çıkıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı birimlerinde anlaşılamayan
bir gizlilik ve sıkıntı var. ASPB’de saklanan bilgilerden dolayı rahatsızlık
duyuluyor, bilginin saklanması kadınlar için önemli bir sorun.
Hande Hanım (TBMM Dilekçe Komisyonu): Raporda, resmi evlilikler var. İmam
nikahlı evlilikler de dahil edilmeli çocuk evliliklerine. TÜİK’in verileri bu
konuda yetersiz olabilir.
Ezgi Koman (Gündem Çocuk): Akıl hastaneleri, çocuk cezaevlerinde yaşanan
şiddet de rapora yansımalı.
Nazan Eroğlu (Mor Çatı): Ruh sağlığı bozuk kadınlara destek olacak hiçbir
yer yok. Manisa ve Tuzla’da beşer kişilik açılan iki yerle irtibat kuruyoruz.
Sokakta yaşamaya mahkum oluyorlar bu kadınlar. Sığınağa da alamıyoruz yüksek
tanılı olanları.
Hakim Servet Kaya (Kanunlar Genel Müd.): 6. Dönemde Komite toplantısına
daha önce Adalet Bakanlığı temsilcisi olarak katıldım. STK’ların arşivi bizden
hem daha duyarlı hem daha geniş. Bundan yararlanmalıyız. STK’ların önerilerini
önemsiyoruz. Birlikte neler yapabiliriz?
Gülriz Uygur (Ankara Üniversitesi Ev İçi Şiddet Birimi): İhmal edilen
noktalar olarak, Hukukçuların şiddetle mücadelesi konusunda eğitilmesi gerek,
fakültelerde ders olmalıdır. Ancak üç sene sonra dönüşüm mümkün oluyor. Eğitim
eksikliği var. Eğitim içeriklerini KSGM’ye, YÖK’e yolladık, fakat cevap
alamadık. Ceza hukukçuları, aile hukukçuları verdiği derslerde toplumsal
cinsiyetçi şeyler anlatıyor. Hukuk fakültelerine eğitim şart.
Münire Dağ (AKDAM): ŞÖNİM’lerde çocuklara hiç hizmet verilmiyor. Bu
çocuklar büyüyünce şiddet uygulamaz mı?
Elçin Hanım: Mülteci kadınların sağlık hizmetlerine erişimi de yansımalı
rapora.
Pınar İlkkaracan: Boğaziçi Üniversitesi’nde toplumsal cinsiyet eşitliği ile
ilgili ders açılması için 3 yıl rektörün kabulünü bekledik. Şimdi çok raabet
görüyor. Sadece hukukta değil, tıp fakültelerinde ve psikoloji bölümlerinde de
gerekli bu ders.
Süheyla Öksüz (RTÜK): İletişim fakültelerinde daha da önemli.
Nükhet Erbaylar (HÜKSAM): Bu konuda organize yaklaşım yok, kişisel çabalar
var. Hacettepe’de bu konularda biz de yeni dersler açtık, ancak bu dersleri
verebilecek kişi az.
Zeynep Göknil Şanal (KSGM): Eğitim fakültelerinde zorunlu ders olan
topluma hizmet dersinin diğer fakültelere yaygınlaştırılması ya da toplumsal
cinsiyet eşitliği dersinin tüm fakültelerde zorunlu ders haline getirilmesi
YÖK’e önerildi. Bu ASPB ile YÖK’ün ortak çalışması.
Sevanur Dilberoğlu (Bilka): Anneyi koruma olarak, Anne sütü bankası
projesi hazırladık. Bu bankalar kapanmaya başladı. Anne, anne sütü ile ilgili
CEDAW’dan ilgili bir çalışma bekliyoruz.
Pınar İlkkaracan: Gölge rapor CEDAW’a gidiyor. Şuan yaptığımız taslak
çalışmasının rapora nasıl girip girmediğine dair bilgilendirme... Üst
başlıkları belirleyelim. Toparlayalım raporu bu başlıklar altında.
Canan Arın (Mor Çatı): Bakanlığın “kadın örgütleriyle yazdık bu raporu”
demesinin ön çalışmasıdır bu toplantı.
Öğle arasından sonra yeniden toplanıldı ve 17.30’a dek süren çalıştayda
öneriler sıralandı başlıklar halinde.
Özellikle erken evlilikler konusunda ciddi bir tartışma yaşandı. Yazılan
öneriler resmi raportörler tarafından bilgisayar ortamında toplu hale getirilmiştir.