11 Şubat 2013 Pazartesi

"Agpaoa"nın duası....



BİR ŞİFACI'NIN DUASI


Filipinli Büyük Şifacı

"Agpaoa"
 
şöyle dua ederdi:


“Aziz Tanrı, tüm yaratılışın ve tüm yaratığın içerdiği Evrensel Kanun'un gerçeğine ve gücüne inanıyorum. Kozmik güç, beni bir bulut gibi sarıyor ve bir ırmak gibi suluyor. Düşüncelerimin, sözlerimin, davranışlarımın en küçüğünde tezahür eden o ilâhî güçle uyum hâlinde oluncaya kadar, şuur düzeyimi yükseltiyorum.
Ruhum bedenime hükmediyor ve bedenim ruhuma itaat diyor. Fizik bedenim özümlediğimin ve düşündüğümün sonucudur. Bunun sonucu mükemmel sağlık, mutluluk ve gençliktir. İyimser, mutlu ve neşeli olarak, yaşamımdaki ulu güzelliği keşfediyorum.
İnsanlıkla barış hâlindeyim. Kalbim kusursuz bir sevgi ile doludur. Sağlam ve sağlıklı olan yüreğimde uyum vardır. Sinirlerim şimdi sakin, durgun ve kaygandır. Telâşta ve gürültüde bile sükûnetini korur, tüm bilginin kaynağı olan Evrensel Ruh'un ritmi ile uyum hâlinde kalırım.
Neye ihtiyacım olduğunu ve onu nasıl bulacağımı bilirim. Dışarıda aradığımı kendi içimde buldum. Evrensel Kanun'un hikmeti beni yönetir, besler, doldurur, yöneltir ve sorunlarımı çözer. Şimdi bedenimde, hayatımda, çalışmamda ve tüm atılımlarımda tam bir uyum vardır. 

    Canlılık, dirilik ve enerji doluyum.
    Edindiğim bilgileri uygularım.
    Tanrı'ya inanır, kendime ve hemcinsime, insanlığa güvenirim. Bilirim ki, gerçeğin araştırılması gerçek sevgiden ve gerçek imandan geçer. Gerçek, her ruhta yaşamaktadır. İman sayesinde her şey mümkündür.
Sevinçleri ve sınavları sükûnetle kabul edecek kadar güçlüyüm. Güçlerimi sadece iyilik için kullanırım. Her şeyde gizlenmiş iyi ile kötüyü ayırt eder ve mantıklı bir muhakeme ile akıllı bir sonuca varırım. Hayatın olaylarına sağlıklı bir bakışım vardır. İnsanlık zincirinin bir halkasıyım ve dolayısıyla meydana gelen her şeyden kısmen sorumluyum.

En büyük sevincim, evrensel güçlerce aydınlatılmakta olduğum hususundaki o gerçek duygum ve özgürlüğümdür. 
Çünki Evrensel İlâhî Düzen içinde yaşamaktayım. 
Nefes alır, bedenimin her bir kasını gevşetirim. O an içimde akan tatlı titreşimi hissederim.
Sadece olumlu düşünceler üretir ve her türlü olumsuz düşünceyi uzaklaştırırım, sonuç olarak da acı kaybolur, endişeler uzaklaşır, kuşkular diner ve korku yok olur. 
İyiyim, iyiyim, çok, çok iyiyim.
Semavî güçlerle ilişkim kalbimin merkezindedir. 

Üzerimde tatlı bir bulut hisseder gibiyim, beni her yönümden sarıyor, hislerimi ve sinirlerimi sakinleştiriyor. 
Gücüne, hikmetine, öğütlerine teslim oluyor ve Tanrım sana teşekkür ediyorum.
Bilgeliğinin ve bilginin sonsuzluğunu kum taneleriyle ölçseler, yeryüzünün tüm kumu yetmez.,
Ey Tanrım, harikulâde bir şekilde senin suretinde yaratıldığım için sana müteşekkirim.” 
*
Alıntıdır...
Ankara, 09 Şubat 2013

24 Ocak 2013 Perşembe

GELİNCİK PROJESİ BİR YAŞINDA..

KATILIMCISI OLDUĞUMUZ VE DESTEKLEDİĞİMİZ "GELİNCİK PROJESİ" NİN 1. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ KUTLANDI
Ankara Barosu’nun şiddet mağduru kadın ve çocuklara destek olmak amacıyla Ankara Valiliği ve İl Özel İdaresi ile birlikte yürüttüğü “Gelincik Projesi”nin birinci kuruluş yıldönümü coşkulu kutlamalara sahne oldu. 
“Gelincikler Şarkılarla Açıyor” adlı halk konserinde ATO Congresium’u dolduran 3500 kişi Sabahat Akkiraz, Mustafa Özarslan ve Ege’nin şarkılarına hep bir ağızdan eşlik etti.
Ankara Barosu ve binlerce Ankaralıyı bir araya getiren halk konserinde, Gelincik Proje’sine destek veren başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Ankara Valiliği ve İl Özel İdaresi olmak üzere tüm kurum ve kuruluşların temsilcileri, siyaset ve sanat dünyasından isimler ve Baro başkanları Ankara Barosunu yalnız bırakmayarak “gelincik” coşkusuna ortak oldu.
Geceye Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adına Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Aşkın Asan, Ankara Valiliği adına Vali Yardımcısı Turan Atlamaz, Milletvekilleri Gürsel Tekin, Sinan Aygün, Gülsün Bilgehan, Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki ile Başkan Yardımcısı Yunus Keleş, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı Savaş Yorgancıoğlu, Mamak Belediye Başkan Yardımcısı Hasan Gökmenoğlu, İl Genel Meclisi Başkanı Ahmet Arslanoğlu, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Adem Ceylan, TAV Havalimanları Holding Genel Müdürü Nuray Demirer, TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanlıoğlu, Özel Gürçağ Okulları İlköğretim Müdürü Nergis Akın, Türkiye Soropimistler Federasyonu Başkanı Şenay Önder, Sanatçı Müjde Ar, Eski Bakan Ercan Karakaş, Yazar-sendikacı ve kadın hakları savunucusu Yaşar Seyman, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer, Habertürk Gazetesi Ankara Temsilcisi Muharrem Sarıkaya ve daha pek çok isim katıldı. Gece de ayrıca Artvin Barosu Başkanı Av. İzzet Varan, Antalya Barosu Başkanı Av. Zeki Köken, Aydın Barosu Başkanı Av. Sümer Germen, Muğla Barosu Başkanı Av. Mustafa İlker Gürkan, Eskişehir Barosu Başkanı Av. Rıza Öztekin, Adana Barosu Başkanı Av. Aziz Erbek ve Afyon Barosu Başkanı Av. Turgay Şahin, Kayseri Barosu Başkanı Av. Murat Şirvanlı da katılarak Gelincik Projesi’ne destek oldular.
Projenin tanıtım filmiyle başlayan gecede açılış konuşmasını yapan Ankara Barosu Başkanı Av. Metin Feyzioğlu, Ankara Valiliği ile birlikte Gelincik’e destek olan herkese teşekkür ederek, “Projemiz fikir aşamasındayken kapısını çalarak desteklerini talep ettiğimiz kimse bizi çevirmedi. Bürokrasinin kapıları ilk defa Gelincik Projesiyle bu kadar kolay açıldı” diye konuştu.
Açılış konuşmasının ardından Gelincik Projesi’ne destek olan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür plaketi verildi. Başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı , Ankara Valiliği ve İl Özel İdaresi olmak üzere 30 yakın kurum ve kuruluş temsilcisine plaketleri Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu ve Ankara Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve Gelincik Projesi Başkanı Av. Hilal Akdeniz tarafından takdim edildi. Sanatçı Müjde Ar ve Yazar-Sendikacı ve Kadın Hakları Savunucusu Yaşar Seyman da “Gelincik Elçileri” olarak plaket alanlar arasındaydı.
Gecede ilk sahne alan sanatçı Ege oldu. Sevilen şarkılarının yanı sıra Gelincik Projesi için bestelediği “Gelincik” şarkısını da seslendiren Ege, salondan büyük alkış aldı. Ardından sahneye çıkan Sabahat Akkiraz ve Mustafa Özarslan, Türk Halk Müziğinin en sevilen türkülerini salonu dolduran binlerce kişi eşliğinde söylediler.

15 Aralık 2012 Cumartesi

BİR ARAŞTIRMA YAZISI!...

KADIN HAKKINDA!..
* Kadının en büyük görevi analıktır. İlk eğitim verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu görevin önemi gerekli şekilde anlaşılır...
* Kadın denilen varlık, kendiliğinden yüksek bir varlıktır. Onun yoksulluğu olmaz. Kadına yoksul demek, onun kucağından kopup gelen tüm insanlığın yoksulluğu demektir...
* Ulusun kaynağı, toplumsal yaşamın temeli olan kadın ancak erdemli olursa görevini yerine getirebilir...
* En büyük başarılar, değerli anaların yetiştirdikleri seçkin evlâtlar sayesinde olmuştur... 
* Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir...
* Kadın yaşı ne olursa olsun süslenmek ihtiyacındadır...
* Kadının umumi ve hususi vazifelerinin başında validelik vazifeleri gelir...
* Kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet ikinci derecededir... Asıl mücadele sahası, asıl muzaffer olunması gelen saha nur ile, irfan ile, fazilet-i hakikiye (hakiki erdem) ile tezeyyün (süslemek) ve tecehhüz) (donatmak) etmektir...
* Milletin menba-ı (kaynağı), hayat-ı içtimaiyenin (toplum hayatının) esası olan kadın ancak faziletkâr (erdemli) olursa vazifesini ifa edebilir..
Bilinçolog, Galip (Diğerkâm) Baran, (Erdem Öğreten Deli)
(KAYNAK: Atatürk'ten İnsanlığa Yol Gösteren Sözler/ Truva Yayınları/ sayfa 75-76) 

5 Aralık 2012 Çarşamba

78. YIL KUTLU OLSUN!...

Zeren ÜNAL
Ankara Şube Başkanı
Kadınlara "Seçme ve Seçilme Hakkı" Verilişinin 78. Yıldönümü Kutlu Olsun...
Atatürk, toplumun bir parçası olan kadınların her alanda ileri bir seviyede olmasını arzu etmiştir. Daha önceleri Osmanlı toplumunda kadınlar yaşamsal ve sosyal açıdan hiç bir öneme sahip olmazken, Medeni Kanun’la kadınlara toplumsal açıdan bazı haklar tanınmış, siyasal açıdan pek bir değişiklik olmamıştı.
Atatürk’ün yapmış olduğu girişimler neticesinde, Türk kadınlarının iktisadi ve siyasal yaşama katılımlarının sağlanabilmesi açısından bir dizi değişiklikler yapılmıştır. Kadınlara, 1930 yılında belediye seçimlerinde seçme, 1933 yılında çıkarılan Köy Kanunuyla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 1934’te Anayasada yapılan bir değişiklikle milletvekili seçme ve seçilme haklarının tanınmasıyla, Türk kadını layık olduğu değere kavuşmuştur. Kadınlara tanınan bu hakların o yıllarda bir çok Avrupa devletlerinde bile bulunmayışı, Atatürk’ün kadın haklarına verdiği değer ve önemi en güzel şekilde ortaya koymaktadır.
Atatürk Devrimleri Açısından 
Türk Kadını
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında, 1926 – 1934 yılları arasında gerçekleştirilen Atatürk Devrimlerinin bir kısmı, kadınların sosyal ve kültürel alanlarda, eğitimde, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında, toplumsal yaşamda ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmasını hedeflemiştir.
Bu konuda yapılan yasal düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’nde toplumsal alanda yapılan en önemli yeniliklerdendir ve birçok Avrupa ülkesinden daha önce gerçekleştirilmiştir. Fransa ve İtalya’da kadınlara 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
Atatürk’ün girişimiyle kadınların iktisadi ve siyasal yaşama katılmaları yönünde bir dizi değişiklik yapılarak, 1930′da belediye seçimlerinde seçme, 1933′te çıkarılan Köy Kanunu’yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralık 1934′te Anayasa’da yapılan bir değişiklikle de milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınmıştır.
Eski Türk Devletlerinde kadınlar aile hayatında, mirasta, devlet yönetiminde hak sahibiydiler. Osmanlı Devleti’nde ise İslamiyet’in de etkisiyle kadınlar birçok sosyal, kültürel ve siyasi haktan mahrumdu. Örneğin; nüfus sayımında toplama dahil edilmiyorlardı, aile hayatında haremlik-selamlık vardı, yüzlerini peçeyle örtmek kanunlar nedeniyle zaruriydi, evlenme, boşanma ve miras işlerinde ikinci plandaydılar ve devlet memuru olamıyorlardı.
Çağdaş, demokratik ve laik bir Türk toplumunu hedefleyen başta Mustafa Kemal Atatürk, dönemin hükümetleri ve TBMM, kadınların insan haklarından eşit olarak yararlanması için gerekli düzenlemeleri yapmışlardır.
Kadın hakları ve kadınların erkeklerle eşitliği konusunda geçen asırdan itibaren batı ülkelerinde ve toplumlarında yoğun mücadelelerin verildiği ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’ nin bu mücadelelerin en şiddetlilerini yaşadığı bilinmektedir. Ülkemizde, gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde kadınlarımızın kendi hakları konusunda, batı ülkelerindekine benzer şekilde mücadele ettiklerini söylemek mümkün değildir. Ama biz kadınlara birçok batı ülkesinden daha evvel bu hak Atatürk tarafından verilmiş ve hatta adeta sunulmuştur.
Cumhuriyet Dönemi ve Kadın Hakları teokratik bir devlet yapısının ve kadın haklarının kısıtlı olduğu bir toplum düzeninin olduğu Osmanlı İmparatorluğu’ ndan, kadın-erkek eşitliğinin kabul edildiği modern Türkiye Cumhuriyeti’ ne geçiş, bir çok devrimler ile mümkün olabilmiştir. Bu devrimler içinde, kadınların erkekler ile eşit toplumsal varlıklar olarak toplum içinde yerlerini almaları bir uygarlık aşamasıdır ve Atatürk Devrimleri’ nin en önde gelenlerinden birisidir. 1926 yılında Büyük Millet Meclisi tarafından kabulle yürürlüğe giren ve Türk kadınlarını “şeriat” zincirinden kurtaran Medeni Kanun ile, Türk kadınına bin yıl evvel kaybettiği hakların iade edilmesinin temeli oluşmuştur.
Artık kadın güçlenmeye, kişiliğini bulmaya başlamış ve erkeğinin yanında sosyal faaliyetlere katılmaya hazırdır. Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Haklarının Verilmesi Medeni Kanun ile erkeklerle eşit haklara sahip olan Türk kadınına, 3. TBMM tarafından 3 Nisan 1930′ da kabul edilen bir yasa ile belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. 1931 yılında da Türk kadını ilk kez tıp dünyasında varlığını göstermiş ve ilk kadın cerrahımız çalışmaya başlamıştır. 4 Mayıs 1931′ de ilk toplantısını yapan IV.., TBMM tarafından 26 Ekim 1932′ de kabul edilen bir yasa ile Türk kadınına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı tanınmış; ertesi yıl da, 8 Ekim 1934′ de kabul edilen ve 5 Aralık 1934′de yürürlüğe giren bir başka yasa ile kadın-erkek eşitliği alanında bütün haklar, “Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı” nın tanınmasıyla verilmiş oluyordu. Atatürk’ ün Kadın Hakları Konusundaki Görüşleri ve Gerçekleştirdikleri, bugün dünya aydınlarının ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı ‘nın yaymaya çalıştığı kadın hakları ile ilgili görüşler, Atatürk tarafından çok önceleri dile getirilmiş ve çoğunlukla da uygulama alanına sokulmuştur. Atatürk, Cumhuriyet’ in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923 ‘de şöyle demiştir:
“Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir.”
Atatürk, çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini belirlemiştir. Atatürk’ ün Türk kadınına beslediği sevgi ve saygı, Kurtuluş Savaşı’ndaki gözlemleri ile iyice perçinleşmiştir. 1923 yılında Konya’ da yaptığı bir konuşmada, bu hissiyatını büyük bir içtenlikle dile getirir.
“Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim, diyemez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.”
Atatürk 30 Mart 1923′ de Vakit Gazetesi’nde yayınlanan bir beyanatında;
“İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cismin yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?”
Türkler tarih boyunca, baba erkil denilen aile yapısını gönüllerine yerleştirememişler ve benimseyememişlerdir. İşte Atatürk, milletin geçmişindeki ve özünde var olan fakat özlem haline getirilmiş bir hakkı, bir duyguyu devlet varlığına geçiren devrimci olmuştur.
“Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın” diyerek, yaptıklarının gerekçesini az, öz ve muhteşem bir ifade ile belirtmiştir. Kadınların giysileri de Atatürk’ ün üzerinde çok önemle durduğu bir başka konu olmuştur. Bu konuda Atatürk, 1 Eylül 1925′ de İkdam Gazetesi’ nde yayınlanan bir beyanatında şöyle dedi:
“Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki, başında bir bez, peştemal veya buna benzer bir şeyler asarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın manası neye delalet eder? Medeni bir millet anası, bir millet kızı için bu garip şekiller, bu vahşi vaziyet nedir? Bu hal milleti çok gülünç gösterir ve derhal düzeltilmesi lazımdır”.
1925 yılında İnebolu gezisinde Atatürk, örtünen kadınlarla ilgili şunları söyledi:
“Onlar yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak hiçbir şey yoktur. Önemli olarak şunu ihtar edeyim ki, bu halin muhafazasında inat ve taassup, hepimizi en az kurbanlık koyun olmak istidadından kurtaramaz..”
31 Temmuz 1932′ de Türkiye güzeli Keriman Halis’ in, Belçika’ da yapılan yarışmada dünya güzeli seçilmesi üzerine Atatürk O’na “Ece” ünvanını verir ve Türk kadınına şöyle seslenir:
“Şunu ilave edeyim ki! Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihten bildiğim için, Türk kızlarından birisinin dünya güzeli seçilmiş olmasını çok tabii buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu hatırlatmayı da lüzumlu görürüm: Övünç duyduğumuz tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık olunuz ve bu gelişmelerin aralıksız gerçekleşmesini ihmal etmeyiniz. Bununla beraber, asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi, yüksek kültürde ve yüksek faziletle dünya birinciliğini elde tutmaktır.”
Atatürk, 18 Nisan 1935′ de kendisinin himayesinde İstanbul’ da toplanan ve aralarında ünlü nükleer fizikçi Madam Eve Curie’ nin de bulunduğu, dünyanın dört bir yanından gelen kadınların katıldığı “Milletlerarası İlk Kadın Kongresi” delegelerine şöyle seslenir:
“Türk kadınının dünya kadınlığına elini vererek, dünyanın barış ve güveni için çalışacağına emin olabilirsiniz.”
Ulu önder, Türk kadınlarının hiçbir alanda erkeklerden ve Avrupalı kadınlardan geri kalmayacakları yolundaki inancını da şu sözleriyle belirtmiştir:
“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip, donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım.”
Türk toplumunun gelişip yükselmesinde aile yapısının önemine inanan Atatürk, şöyle demektedir:
“Bu millet esas terbiyesini aileden almaktadır. Türk milleti öyle analara sahiptir ki her bir devrin büyük adamlarını bu analar yetiştirmiştir. Türk kadını daha büyük nesiller yetiştirmeye kabiliyetlidir.”
Türk kadını, yüzyıllardır özlemini çektiği haklarına sahip olmada; en azimli, inançlı ve güçlü desteği Atatürk’ ten almış ve çağdaş ülke kadınlarının önüne geçmiştir. Örneğin; İtalya’ da kadınlar ancak 1948 yılında seçimlere girebilmişler. Japon kadınları ise seçim haklarını ancak 1950 yılında alabilmiştir. Medeni Kanun’ ları aldığımız İsviçre’ de ise, kadınlar haklarını 1971 yılına kadar alamazken, çağdaşlamada örnek aldığımız İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde de durum farklı değilken, Türk kadınına 1935 yılında seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Bu vesile ile bakın Atatürk nasıl seslenir:
“Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni mevkiini selahiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin birçoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve lihakatle kullancaktır.”
Atatürk hayatta iken yapılan son seçim olan, 1935 yılı seçimlerinde ilk kez seçilme hakkını da kullanan Türk kadını, TBMM’ ne onsekiz kadın milletvekili ile girmiştir. Bu onsekiz Türk kadının yüce meclisin çalışmalarına ne ölçüde katkıda bulundukları ve kararlarında ne denli etkili oldukları meclis tutanakları ile sabittir. Ayrıca kişisel tutumları da övünç vesilesi ve geleceğe olan inançları kuvvetlendirici mahiyette olmuştur. Atatürk’ ün, çağı ve değişeni değil, değişecek zamanı milletine göstermesi, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konularında, “BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”, “İnsan Hakları Sözleşmesi” gibi konular, daha insanlık tarihinin ufkunda bile görünmemişken Türk Kadınına, haklarını vermesinin değeri daha iyi anlaşılır. Bağımsızlık mücadelesi yapan ülkeler nasıl Atatürk’ ü örnek bir lider almışlarsa, kadın hakları uğruna uğraş ve savaş verenler de, onu bir devrimci olarak aynı şekilde örnek almak durumundadırlar. Çünkü bütün insanlık tarihi boyunca, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir lider kadın hakları konusunda Atatürk kadar önsezili ve öngörüşlü olmamış, onun kadar uğraş ve savaş vermemiştir. Ne mutlu bir Atatürk yetiştiren Türk kadınına, ne mutlu O’na sahip olan Türk milletine…
(Kaynak: Emekli Amiral Çetinkaya APATAY; “Atatürk Türkiye’sinin Türk Kadını’na Kazancı” Kitap Ticaret A.Ş. 1996)

27 Kasım 2012 Salı

TKK & AGİKAD Ortak Projesi

ÇANKAYA SIĞINMA EVİ YARARINA TİYATRO OYUNU: "ADIM KADIN" 
 Türk Kadınlar Konseyi Derneği (TKKD) Ankara Şubesi ve Ankara Girişimci Kadınlar Derneği (AGİKAD) işbirliğiyle "Adım Kadın" adlı tiyatro oyunu, Çankaya Sığınma Evi yararına Yılmaz Güney Sahnesi'nde sahnelendi.
            ANKARA - (ANKA) - Türk Kadınlar Konseyi Derneği (TKKD) Ankara Şubesi ve Ankara Girişimci Kadınlar Derneği (AGİKAD) işbirliğiyle "Adım Kadın" adlı tiyatro oyunu, Çankaya Sığınma Evi yararına Yılmaz Güney Sahnesi'nde sahnelendi.
            TKKD (Türk Kadınlar Konseyi Derneği) Ankara Şube Başkanlığı ve AGİKAD (Ankara Girişimci Kadınlar Derneği) işbirliğiyle Devlet Tiyatrosu Oyuncusu ve Yönetmen Neşet Erdem ve AGİKAD Başkanı İnsaf Kılıç tarafından kaleme alınan "ADIM KADIN" adlı tiyatro oyunu, Çankaya Sığınma Evi yararına, Yılmaz Güney Sahnesi'nde sahnelendi.
            Erdem'in çalıştırdığı amatör bir grup olan Simurg Anka Tiyatro Grubu'nun sahnelediği oyunun, "kadına yönelik şiddete dikkat çekmeyi" amaçlandığı belirtildi. Gecede, Sığınma Evi'nde kalan kadınların ürettikleri bez bebeklerin tanıtımı ve satışı da yapıldı. 
-"HERKES KENDİNE DÜŞEN SORUMLULUĞU İYİ YAPARSA ÇÖZÜLMEYECEK PROBLEM YOK"-
            AGİKAD Başkanı ve Simurg-Anka Tiyatro Grubu Kurucusu İnsaf Kılıç, ANKA'ya yaptığı değerlendirmede, kadın sorunlarına daha fazla dikkat çekmek gerektiğini belirterek, "Daha çok kadına el uzatmalıyız. Özellikle şiddete dikkat çekmeliyiz. Asıl sorun, sığınma evinden çıktıktan sonra başlıyor. Evsiz, parasız, sokakta kalıyorlar kadınlar. Proje, 2007 yılında ortaya çıktı. Yönetmen Neşet Erdem'le birlikte kadınların sorunlarını kaleme aldık" dedi.
            Yönetmen Erdem de, oyunda kadınların sorunlarını suistimal etmeden, sanatı kullanarak durumu daha kötü noktalara getirmeden, olması gerektiği dozda ve sadece insanları düşünmeye iten şekilde işlediklerini söyledi. Tiyatronun en önemli işlevinin, durumu ortaya koymak olduğunu vurgulayan Erdem, şöyle konuştu:
            "Burada kanayan ciddi bir yara var ama bu yarayı maalesef kimse görmek istemiyor. Güya kabuk bağlıyor ama içindeki yara hep devam ediyor. Bizim bu oyunda vurguladığımız aslında bu. Burada bir şey çözülemez. Bu konular gündeme geldikçe, gündemde tutuldukça bu olayların daha çok üstüne gitmek mümkün olacaktır.     
            Siyasilerin de en azından daha kalıcı yasalar yapmaya, bu insanların, mazlum olanların korunmasını sağlayacak imkânlar yaratmaya çalışması lazım. Yoksa kişisel çözümlerle bu olmuyor. Biz sanatın penceresinden bakıp oradan çözmek durumundayız, siyasetçi siyaset penceresinden bakıp çözecek, hukuk da onun üzerinden bakacak. Herkes kendi üzerinden... Aydın, entelektüel onun üzerinden bakacak. Herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu yerine getirirse, çözülmeyecek hiçbir problem yok gibi geliyor bana."
ZEREN ÜNAL 
TÜRK KADINLAR KONSEYİ DERNEĞİ; 
ANKARA ŞUBE BAŞKANI
(ANKA), 05.11.2012 12:13 (AYÇ/ORH)
TÜRK KADINLAR KONSEYİ DERNEĞİ
 ANKARA ŞUBESİ
 VE
 AGİKAD (ANKARA GİRİŞİMCİ KADINLAR DERNEĞİ)
 BASIN BÜLTENİ